Bu İstanbul Gezi Rehberi, önce Bizans İmparatorluğu’na Konstantinopolis adıyla, ardından Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış, iki kıtayı bir arada barındıran nadir şehirlerden birini konu alır. Ayasofya, önce kilise, sonra cami, bugünse hem ibadete hem ziyarete açık bir yapı olarak bu iki dönemin izlerini aynı çatı altında taşır. Kentin bu iki döneme ait mimari katmanları, dünyada az sayıda şehrin taşıyabildiği bir tarihsel sürekliliği aynı yapıda bir araya getirir.
Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camii ve Kapalıçarşı’nın labirent gibi sokakları, şehrin merkezi bölgesinde kısa mesafede gezilebilecek bir tarih hattı oluşturur. Galata Kulesi’nden Boğaz’a bakmak ya da bir vapurla Avrupa’dan Asya yakasına geçmek, İstanbul’un günlük yaşamın içinde sürekli hissedilen kıtalar arası kimliğini deneyimlemenin en basit yollarındandır. Bu üç yapının aynı bölgede yoğunlaşması, tarihi yarımadayı tek bir günde geniş bir rota olarak gezmeyi mümkün kılar.
Yerebatan Sarnıcı’nın yer altındaki serin galerileri ve Mimar Sinan’ın eseri Süleymaniye Camii, şehrin farklı dönemlerine ait mimari mirasını tamamlayan diğer önemli yapılardır. Boğaz kıyısındaki Dolmabahçe Sarayı, Osmanlı’nın son dönemindeki Avrupa etkisi altında şekillenen saray mimarisini gösterir; Boğaz üzerindeki köprüler ise Avrupa ile Asya yakasını karadan da birbirine bağlayan modern yapılardır. Şehrin bu farklı dönemlere ait yapıları, Bizans’tan Cumhuriyet dönemine uzanan kesintisiz bir mimari çizgiyi ortaya koyar.
İstanbul, Marmara iklimi nedeniyle ılıman bir hava sunar; ilkbahar ve sonbahar ayları hem tarihi yarımadayı hem de Boğaz kıyısını gezmek için en uygun dönemdir. Yaz ayları sıcak ve zaman zaman nemli geçebilir, bu da açık hava gezilerinde erken saatleri öne çıkarır. Kış ayları soğuk ve yağışlı olabilir; bu dönemde kapalı mekân gezileri, müze ve saray ziyaretleri tercih edilir. Boğaz turları ve açık hava gezileri için ilkbahar ile sonbahar ayları, hem manzara netliği hem de ölçülü sıcaklık açısından tercih edilir.
Antalya’dan İstanbul’a tarifeli uçak seferleriyle kısa sürede ulaşılır; iki şehir arasındaki mesafe nedeniyle bu güzergâhta havayolu en yaygın tercihtir. Karayoluyla gidilmek istendiğinde ise Akdeniz ve Marmara sahil güzergâhları kullanılır, ancak yolculuk belirgin biçimde uzun sürer. Şehir merkezine ulaşımın ardından Sultanahmet, Topkapı ve Kapalıçarşı birbirine yürüme mesafesindedir.
Bizans döneminde kilise olarak inşa edilen, Osmanlı döneminde camiye dönüştürülen Ayasofya, iki farklı dönemin mimari ve dini geçmişini aynı yapıda bir araya getirir. Kubbesinin genişliği, dönemin mühendislik başarısını gösterir.
Osmanlı padişahlarının yüzyıllar boyunca yaşadığı Topkapı Sarayı, avluları, has odası ve hazine koleksiyonuyla imparatorluğun yönetim merkezini bugüne taşır. Sarayın Boğaz manzaralı bölümleri, dönemin saray yaşamına dair fikir verir.
İç mekânındaki mavi çinilerden dolayı Mavi Cami olarak da bilinen bu yapı, altı minaresiyle İstanbul’un siluetindeki en tanınan camilerden biridir. Caminin altı minaresi, inşa edildiği dönemde bu sayıya sahip tek cami olması nedeniyle dikkat çekmiştir.
Yüzlerce yıldır ticaretin sürdürüldüğü Kapalıçarşı, kemerli sokakları ve çok sayıda dükkânıyla dünyanın en eski kapalı çarşılarından biri olarak kabul edilir. Çarşı içindeki eski hanlar, farklı zanaat dallarının yüzyıllardır aynı çatı altında sürdürüldüğünü gösterir.
Bizans döneminde inşa edilen Galata Kulesi, şehrin eski Cenevizli mahallesinde yükselir ve üst katından Boğaz’ın geniş bir manzarası izlenebilir. Kule, farklı dönemlerde gözetleme ve yangın kulesi olarak da kullanılmıştır.
Bizans döneminde şehrin su ihtiyacını karşılamak için inşa edilen bu yer altı sarnıcı, yüzlerce sütunuyla serin ve yankılı bir galeri oluşturur. Sarnıcın sütun başlıklarındaki farklı üsluplar, yapının inşasında farklı dönemlerden malzemelerin yeniden kullanıldığını gösterir.
Mimar Sinan’ın önemli eserlerinden olan Süleymaniye Camii, şehre hâkim tepesinden hem Haliç’i hem de Boğaz’ı gören bir konumda yer alır. Caminin avlusunda yer alan Mimar Sinan’ın kendi türbesi, ustanın eserine olan bağlılığının bir işareti olarak kabul edilir.
Osmanlı’nın son döneminde Avrupa saraylarının etkisiyle inşa edilen Dolmabahçe Sarayı, Boğaz kıyısındaki cephesi ve iç mekânlarındaki süslemeleriyle dönemin değişen mimari zevkini yansıtır.
İstanbul, Türkiye — Antalya Havalimanı çıkışlı
Ayasofya, Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camii ve Kapalıçarşı, şehrin tarihi yarımadasında kısa mesafede gezilebilir; Galata Kulesi’nden Boğaz’a bakmak ya da vapurla iki yakayı aynı gün içinde görmek ise kıtalar arası konumu hissettirir. Dolmabahçe Sarayı’nın Boğaz kıyısındaki cephesi de bu tarihi rotayı tamamlayan bir diğer duraktır.
İki yapı, aynı meydanın karşılıklı taraflarında yer alır ve yürüyerek birkaç dakikada ulaşılabilir. Bu yakınlık, tarihi yarımadada tek bir günde geniş bir rota oluşturmayı mümkün kılar. Meydandaki diğer tarihi yapılar da bu kısa yürüyüş güzergâhına dahil edilebilir.
Tarifeli uçak seferleriyle Antalya’dan İstanbul’a ulaşım bir-iki saat içinde tamamlanır; bu nedenle çoğu güzergâhta havayolu tercih edilir. Şehir merkezine ulaşım ise havalimanından metro veya transfer araçlarıyla sağlanır.
Vapur hatları, Avrupa ve Asya yakaları arasında sık aralıklarla sefer düzenler; bu geçiş, şehrin kıtalar arası kimliğini deneyimlemenin en basit yollarındandır. Boğaz üzerindeki köprüler ise kara yoluyla geçişi mümkün kılar.
Kapalıçarşı’nın kemerli sokaklarında gezinmek için bir-iki saatlik bir süre yeterli olur; çarşının genişliği nedeniyle daha uzun bir gezinti de mümkündür. Çarşının farklı kapılarından girip çıkmak, dar sokaklarda kaybolma hissini de beraberinde getirir.
Sarayın avlularını, has odasını ve hazine bölümünü görmek için birkaç saatlik bir süre ayırmak gerekir. Saray, tarihi yarımadanın diğer duraklarına yakın bir konumdadır. Sarayın Boğaz manzaralı teraslarında kısa bir mola vermek de gezi programının bir parçası olabilir.